تورک بالاسی TÜRK BALASI

TÜRK DÜNYASI UŞAQ ƏDƏBİYYATI

Keloğlan ve Yedi Başlı Dev

+0 BƏYƏN

Keloğlan ve Yedi Başlı Dev

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Keloğlan adında genç bir çocuk yaşarmış.

Evde oturarak günlerini geçiren Keloğlan, bu halinden şikayetçi değilmiş. Annesi artık onun tembelliğine dayanamamış ve açmış ağzını yummuş gözünü:

-Yeter artık Keloğlan, Tarlada ben çalışırım, tavuklara ben bakarım, ineklere ben bakarım, evi ben temizlerim, yemekleri ben pişiririm, her işi ben yapıyorum sen yan gelip yatıyorsun, demiş.

Keloğlan, annesi söylenip dururken kendisi kılını bile kımıldatmamış. Onun ne söylediğine bile aldırış etmeden yine yan gelip yatmaya devam etmiş. Aklı bir karış havada derler ya, Keloğlan’ın aklıda öyle bir karış havada, hayaller aleminde dolaşıp duruyormuş.



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Nağıl,

Köroğlu ve Bolu Beyi

+0 BƏYƏN

 

Sultan Murad Köroğlu'na bir fermanla bezirganlardan "kırkta bir bac" alma hakkı verir. Yıllarca bac  veren bezirganlar kendi aralarında anlaşarak artık Köroğlu'na bac vermek istemezler. Bunun için de Köroğlu'nun kendilerinden kırkta bir değil de yedide bir bac aldığı yalanını uydurur, ona iftira ederler. Her bezirgan ayrı ayrı dilekçe yazarak iftira ettikleri Köroğlu'nu padişaha şikayet eder. Bunun üzerine İstanbul padişahı, Köroğlu'nu elleri kolları bağlı olarak padişahın huzuruna getirene dünyalığını vereceğini söyleyerek tellal çağırtır. 



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Dəstan,

Tembel Ahmet

+0 BƏYƏN

   

 Tembel Ahmet

 Ziya Gökalp

 Bir padişahın aşk yüzünden delirmiş bir oğluyla üç kızı vardı. Kızların düğün zamanı geçmeye başlamıştı. Bir gün, bu üç sultan, bostancıbaşıyı[1] çağırdılar. Her biri bir karpuz ısmarladı: Büyüğü, çok geçmiş bir karpuz; ortancası, az geçmiş bir karpuz; küçüğü, olgunlaşmış bir karpuz istedi. Bostancıbaşı, istenen karpuzları getirdi. Sultanlardan her biri, kendininkine adını yazarak karpuzları padişaha gönderdiler. Padişah karpuzları kesti, kızlarının bu bilmecelerindeki manaları anladı.

     Padişah, önce büyük kızını çağırdı, "Seni bir gence mi vereyim, ergin ve olgun bir adama mı vereyim?" diye sordu. Büyük sultan, "Siz bilirsiniz padişahım!" diye cevap verdi. Padişah, bunu sağ vezirin oğluna verdi, düğünlerini yaptı. Sonra ortanca kızını çağırarak aynı soruyu sordu ve aynı cevabı aldı. Bunu da sol vezirin oğluna verdi. Sıra küçük kıza gelince ona da aynı soruyu sordu. Fakat küçük sultan, saraylara mahsus yapmacık nezakete gerek görmedi: "Şevketli[2] babacığım! Beni gence veriniz" dedi. Padişah bu cevaptan öfkelendi. Hemen tellallar çağırtarak nerede tembel, aciz, hımbıl bir genç varsa, haber verilmesini ilan ettirdi. Meğer fakir bir kadıncağızın, Tembel Ahmet adlı bir oğlu varmış. Yerinden kalkmaya bile üşenirmiş. Bunun kulübesini padişaha haber verdiler. Padişah, küçük kızını ceza olmak üzere bu gence verdi. Bunların da düğünü yapıldı.



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Nağıl,

Ali Baba ve Kırk Haramiler

+0 BƏYƏN

Ali Baba ve Kırk Haramiler

 

Bir varmış, bir yokmuş. Doğuda uzak bir ülkede Ali Baba adında bir oduncu yaşarmış. Karısıyla birlikte yoksul bir yaşamları varmış. Ali Baba eşeği ile birlikte ormana gider buradan odunları toplar, bu odunları şehre giderek satar bu şekilde para kazanır ve geçimini sağlarmış. Yine günlerden bir gün odun toplamak için ormana gitmiş.



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Nağıl,

Kibritçi Kız Masalı

+0 BƏYƏN

Kibritçi Kız Masalı

Hans Christian Andersen

Çok soğuk kış gecelerinden biri ve yılbaşı gecesi. Dışarıda hava çok sert. Sanki bir damdan bir dama kedi atlarken havada donup kalacak. Soğuk hava insanın iliklerine kadar işliyor. İşte böyle bir soğuk havada ve karanlıkta, üzerinde montu, başında beresi, elinde eldiveni, ayağında botu  olan insanlar bile üşürken. Elbisesi yırtık ve yamalı, başı açık, ayağında hiçbir şey olmayan, sarı saçlı küçük bir kız çocuğu gecenin karanlığında küçük küçük adımlarla yalın ayak yürüyor.



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Hekayə,

Kaşağı

+0 BƏYƏN

 Kaşağı

Ömer Seyfeddin 

Kardeşimle ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. Evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. Annem, İstanbul’a gittiği için benden bir yaş küçük olan kardeşim Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. Bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. Sabahleyin erkenden ahıra koşuyorduk. En sevdiğimiz şey atlardı. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. Hasan korkar, yalnız binemezdi. Dadaruh onu kendi önüne alırdı. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşumuza gidiyordu. Hele tımar. Bu en zevkli şeydi. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… Yerimde duramaz,

— Ben de yapacağım! diye tuttururdum.



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Hekayə,

KÖSE HİKAYESİ

+0 BƏYƏN

ERZURUM MASALLARI 

KÖSE HİKAYESİ

Bir varmış, bir yokmuş. Pasinler tarafında bir kövde bir köse ailesi yaşarmış. Köse'nin bir oğli varmış. Oğlan Anasının yahasını tutmuş ki "Babama de beni eversin" Anası da erine "Hal bele İken bele. oğlan evlanmah istir." diyir. Buni diyende gocası diyir ; "Mademki evlanmah. Isdır. Götürsün sehere öküzi satsın parasını getirsin, onun parasıyınan başını bagliyah," Gari gidir, gocasının söylediklerini oğluna annadir; "Baban dedi ki sabahtan öküzi sehere götürsün satsın, parasını getirsin oni everim" Buni diyende oğlan sevünir. sabahı dar edir." Öküzü ahurdan cihardır, öğüne gatir, şehrin yoluni dutir. Şehirde de yeddi tene menşur yüz köse varmış. Bu köseler şehrin dışarısındaki yollara dagılir. yollardan gelip geçenleri gandırır, mallarını yoh fiyetten alirlarmış. Oğlanın babasının adı Hasan İmiş. Hasan da çoh menşur bir köseyimiş. Oğlan seherin yoluni yari edende garşısına İki köse çıhır. Bunlar bahirlar ki oğlan birez sevoya benzir. "Bele nereye gidirsen" deyirler.

Ökizi satmiya götürirem

Ne istirsen, biz alah

"On panknot verin" diyende, kösenin biri diyir ki: "Ey hoş fiyeti de ey amma bu öküzün bir gusuri var."

"Neymiş gusuri hele diyin bahim". Köse diyir ki: "Bu öküzün boynuzları coh sivri. Alan adam alaf verende başıni bir sallasa adamın gözüni çıkardır. sufatını dağıdır.



آردینی اوخو/Ardını oxu

کل اوغلان ناغیل‌لاری؛ قورخولوق - چیزگی فیلم

+0 BƏYƏN


Çizgi Film

Keloğlan masalları

korkuluk


چیزگی فیلم

کل اوغلان ناغیل‌لاری

قورخولوق


Yüklə/یوکله




BÖLÜM: Çizgi Film,

Su Anasi

+0 BƏYƏN


Abdullah Tukay

Su Anasi


(Köylü çocuğunun diliyle)

Bir bahar günü. Hava sıcak, suda yüzüyordum;
Su sıçratarak, oynayarak, dalıp başımla suyu yararak.
Bir buçuk saat kaldıktan sonra,
Artık bir müddet terlemem diye düşündüm.
Koşup çıktım sudan, çabuk çabuk üzerimi giyindim.
Korkuyordum bilmem neden, yoktu yanımda arkadaşım.
Gideyim derken, ilişti gözüm iskeleye;
Baktım ki, korkunç, yaşlı bir kadın oturuyor kıyıda.
Güneşte parlıyor, elindeki altın tarak;
Oturuyordu, tarakla dağılan saçlarını tarayarak.



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Nağıl, Şeir,

Çizmeli kedi

+0 BƏYƏN


Çizmeli kedi

Charles Perrault

Bir zamanlar, üç oğlu olan bir değirmenci varmış. Değirmenci ölünce büyük oğluna değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna da kedi miras kalmış. Küçük oğlu bu duruma çok üzülmüş.

“Kedi ne işine yarar ki insanın?” diye yakınmış. “Pişirip yiyemezsin bile.” Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. “Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacağımı görürsünüz.”

Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş, zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlamış.



آردینی اوخو/Ardını oxu

BÖLÜM: Hekayə, Nağıl,